WhatsApp

Doğumun Gizli Kahramanları (Hormonlar)

Doğumun Gizli Kahramanları (Hormonlar)

Doğum eylemi fizyolojik bir olaydır. Ancak başlangıçta doğal olması kaçınılmaz olan bu süreç modern tıbbın ortaya çıkması ile hastaneye ve tıbbi işlemlere ihtiyaç duyulan hastane modeli'nin bir parçası olmuş kadınlarla etkileşimi daha da azaltmıştır. Doğumda dışarıdan yapılan müdahaleler doğumun doğasını değiştirmiş, annelerin doğum üzerindeki kontrolleri azalmıştır. Yapılan bazı düzenlemelerle köklü değişimler gerçekleşmiştir. Dünya Sağlık Örgütü(WHO)yayınladığı raporda; "Doğum kendi başlamalıdır" ,"Doğum boyunca hareket özgürlüğü olmalıdır", "Doğum boyunca gebeye duygusal ve fiziksel destek verilmelidir", "Gereksiz her türlü müdahaleden kaçınılmalıdır", "Doğum sonrası anne ve bebek bir arada kalmalıdır" ibarelerine yer vermiştir.

Doğum eyleminin başlamasında etkili çeşitli faktörler vardır. Bunlardan birisi bu yazıda konumuz olan hormonlardır. Hormon sözcüğü "uyarmak, harekete geçirmek" anlamına gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve etkilerini gösterirler. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar. Çok az miktarda salgılanmasına rağmen vücutta çok büyük görevler yaparlar.

Doğum eylemi sırasında dört ana hormonal sistemin aktifliğinden söz edilir. Bu hormonlar; oksitosin (sevgi hormonu), endorfin (zevk, bağımlılık, mutluluk ve doğal ağrı kesici hormon), adrenalin ve noradrenalin (heyecan, dövüş ve kaç hormonu) ve prolaktindir (annelik hormonu). Şimdi bu hormonların nasıl mucizevi bir şekilde salgılandığını inceleyelim.

OKSİTOSİN

Oksitosinin doğum dalgalarını kuvvetlendirmek, doğumdan sonra aşırı kanamayı engellemek veya durdurmak için sıklıkla verilen bir ilaç(suni sancı) olduğunu duymuşsunuzdur. Mucizevi olan bu ilacın vücut tarafından da üretilebilmesidir. Oksitosinin; süt ve fetüsü fırlatma, sevgi ve bağlanmaya neden olma, kontraksiyonları artırarak doğumun ilerlemesini sağlama, doğumdan sonra aşırı kanamayı engelleme gibi görevleri vardır. Diğer adı aşk hormonudur. Kulaklarına sevgiye dair kelimeler fısıldandığında serviksin(rahim ağzı)açıldığını bildiren kadınların kanında oksitosin seviyeleri yüksek bulunmuştur.

İsveç'te Dr. Kerstin Uvnas Maberg ve ekibi, anne-yenidoğan davranışı alanında bazı çalışmalar yapmışlardır. Çalışmaları; insanların hoş, lezzetli ve acele edilmeden yapılmış yemeği birlikte paylaştıklarında ya da aşık olma sürecine girdiklerinde oksitosin seviyelerinin önemli derecede yükseldiğini göstermiştir. Ancak bunlar içinde en yüksek oksitosin seviyesi, anne ve bebeğin vücudunda doğumu takip eden ilk bir sat içerisinde ortaya çıkar.Oksitosin doğumdan hemen sonra annelik davranışını uyarır ve bağlanmayı sağlar. Oksitosinin etkin ve yeterli miktarda salgılanabilmesi için bazı şartlar gereklidir. bunların başında mahremiyetin sağlandığı, sıcak, loş, sessiz ve huzurlu bir ortam gelmektedir. Ayrıca kullanılan sentetik oksitosin (suni sancı) uterusta (rahim) kasılmalar yaratmakta, fakat anne bedeni tarafından tanınmadığı için doğal oksitosin salınımı ve işlevini bozmaktadır. Vücut tarafından salınan oksitosinde kasılmalar arası dinlenme zamanı daha fazla iken, sentetik oksitosin bedenin dinlenme zamanını azaltmaktadır.

ENDORFİN (DOĞAL AĞRI KESİCİ)

Doğal narkotik olarak da isimlendirilen endorfin, cinsellik, gebelik, doğum ve emzirme anlarında en yüksek düzeyine ulaşır. Doğum eyleminde endorfin, kasılmalara karşı doğal bir sakinleştirici görevi yapar ve kadınlara yardım eden düşsel bir durum oluşturur. Kadının içinde bulunduğu bu düşsel durum dış çevreden daha önemli hale gelir ve doğum süreciyle baş etmesi kolaylaşır. Doğum eylemi sonlanana kadar anne ve bebekte salgılanır. Böylece narkotiklerin etkisinde kalan anne ve bebek etkin ve güvenli bağlanmanın temelini atar.

Korku ve negatif düşünceler beta endorfinlerin miktarındaki artışı bloke ederler. Endorfin, doğum eyleminde oksitosinle beraber artan oranlarda salgılanır. Öte yandan endorfin, annenin memelerini emzirme için hazırlayarak prolaktin(süt hormonu) salınımını sağlar.

KATEKOLAMİNLER(ADRENALİN VE NORADRENALİN)

Katekolaminler; fizyolojik ve psikolojik her türlü stres durumunda (korku, heyecan, açlık, soğuk v.b) salgılanırlar. Güdümsüz ve müdahale edilmemiş bir doğum eyleminde kan katekolamin düzeyi yavaş ve dereceli olarak yükselir. Bebeğin doğumu aşamasında en yüksek düzeye ulaşır.Bu yükseliş "fetüsü fırlatma refleksi" ni oluşturur. Katekolaminler, bebeğin akciğerlerindeki sıvı emilimini artırır, vücut ısısını korumasına yardımcı olur, kalp atışını hızlandırır, solunumunu uyarır, bebeğin reflekslerini ve kas tonusunu düzenler .Adrenalin seviyesi kadının vücudunda yükselirse pelvik kasları gerginleşir ve daha fazla ağrı yaşar. Artan adrenalin diğer hormonları baskılar bu da doğum eyleminin uzamasına sebep olur.

PROLAKTİN(ANNELİK HORMONU)

Annelik hormonu olarak da bilinen prolaktin, gebelik ve emzirme süresince salgılanır. Doğum sonrasında hızla yükselir ve iki üç saat içinde pik noktasına ulaşır. Prolaktin düzeyindeki yükselme, anneliğe özgü davranışların gelişmesi, etkili süt üretimi ve başarılı emzirmenin gerçekleşmesi için gereklidir. Prolaktinin doğumdan önce babalarda da yüksek düzeyde olduğu çalışmalarda bildirilmiştir. Plazma prolaktin seviyeleri yüksek olan babaların bebeklerinin ağlamalarına daha duyarlı oldukları da gözlenmiştir.

Sonuç olarak;

Doğal bir doğumun gerçekleşebilmesi için tüm hormonların doğru zamanda ve yeterli miktarda salınması çok önemlidir. Doğum sırasında bu hormonların birbiri ile uyumlu olarak artış ve azalması doğumun normal ritminde gitmesi için gereklidir.

SEVGİLER...

AYŞEGÜL KARABACAK

Diğer Yazılar